Paris zirvesi: Avrupa, Rusya ve Amerika ile savaşın eşiğinde

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy (solda), Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Britanya Başbakanı Keir, Paris'teki Élysée Sarayı'nda, 6 Ocak 2026 Salı. [AP Photo/Ludovic Marin]

6 Ocak’ta Avrupalı liderler, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile Paris’te bir savaş zirvesi için bir araya geldiler. Zirveye Kanada Başbakanı Mark Carney ve Trump yönetiminin Rusya müzakerecilerinden Steve Witkoff ile Trump’ın damadı Jared Kushner de katıldı.

Bir araya gelen NATO yetkilileri, ateşkes sağlandığı takdirde, Ukrayna’yı Rusya sınırlarında bir askeri üs olarak kullanmak üzere oraya asker yerleştirme ve ülkeyi silahlandırma konusunda açık uçlu bir taahhütte bulundular. Kremlin, tam da böyle bir durumu önlemek için savaşa girmiş ve Ukrayna’ya gelen NATO birliklerine ateş açma tehdidinde bulunmuşken, bu gelişme, ABD ve Avrupa’nın savaşı sona erdirmek için Rusya ile müzakere etmeye çalıştıkları iddiasını gülünç haline getiriyor. Doğrusu, Paris deklarasyonu Rusya’yı savaşı sürdürmeye teşvik ederek, bunun potansiyel olarak Avrupa genelinde topyekûn bir savaşa dönüşmesine zemin hazırlıyor.

Ancak kimsenin hakkında konuşmak istemediği aşikâr sorun, Trump’ın Venezuela’yı açıkça yasa dışı bir şekilde istila etmesi ve Grönland’ı Danimarka’dan zorla alma tehdidiyle Washington ile NATO müttefikleri arasında patlamaya hazır bir çatışma ortamı oluşmasıydı. BBC, Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen’in Witkoff ve Kushner’in karşısında oturduğu zirvenin “temel atmosferinin son derece gergin” olduğunu bildirdi ve Frederiksen’in “Grönland konusunda ABD’yi kızdırmamak için Avrupalı meslektaşlarının baskısı altında olduğunu, aksi takdirde ABD’nin Ukrayna’ya verdiği desteğin etkilenebileceğini” ekledi.

Kapitalizm, 20. yüzyılda iki kez olduğu gibi bir dünya savaşına doğru sürükleniyor. Bu gidişatı sadece işçi sınıfı durdurabilir. NATO güçlerinin zirvede yaptıkları sözde diplomatik girişimler, örneğin Grönland konusunda Washington’a uyarıda bulunan Avrupalı yedi ülkenin bildirisi bile, NATO “müttefikleri” arasında, durduramayacakları bir savaşın korkusunun arttığını yansıtıyordu. Feci bir askeri tırmanışı önleme görevi işçi sınıfına düşmektedir. Bu, başkaldırıp iktidarı kapitalist oligarşinin temsilcilerinin elinden almak için mücadele etmek demektir.

Zirvenin görünürdeki odak noktası, Rusya ile topyekûn savaş çıkarma pahasına, NATO ülkelerinin Ukrayna’yı silahlandırmaya devam etmesini ve Avrupa birliklerinin Washington ile koordineli biçimde Ukrayna’ya konuşlandırılmasını öngören Paris deklarasyonunun yayımlanmasıydı.

Deklarasyonda, “Ateşkes yürürlüğe girdiğinde devreye girecek, siyasi ve hukuki olarak bağlayıcı garantiler sistemine bağlı kalmaya hazırız,” deniyor. Ancak Paris deklarasyonu herhangi bir zaman çizelgesi veya somut plan sunmuyor, bu konuda herhangi bir taahhütte bulunmuyor. Deklarasyonda, imzacıların ateşkes müzakereleri tamamlandıktan sonra, “kendi yasal ve anayasal düzenlenmelerine uygun olarak” bunu taahhüt etmeye hazır olabilecekleri belirtiliyor.

Deklarasyon “Ukrayna için bir Çokuluslu Kuvvet’in ... güvenilir bir ateşkesten sonra” gönderilmesi çağrısında bulunuyor. Merkezi Paris’te olan “ABD liderliğinde ateşkes izleme ve doğrulama mekanizması” kurulması öneriliyor. Deklarasyon ayrıca, “Rusya’nın gelecekte Ukrayna’ya silahlı saldırı düzenlemesi durumunda Ukrayna’yı desteklemek için bağlayıcı taahhütlerde bulunulması” ve “Ukrayna ile uzun vadeli savunma işbirliğinin derinleştirilmesi” için planlar yapılması çağrısında bulunuyor.

Rusya’ya karşı bu tehditler dile getirilirken, zirvede temsil edilen yedi Avrupa devleti (Britanya, Fransa, Almanya, İtalya, Polonya, İspanya ve Danimarka) ayrıca “Grönland Hakkında Ortak Açıklama” yayımladı. Açıklama, Trump yönetiminin Venezuela’yı yasa dışı olarak istila edip ülkeyi yönetmek ve petrolünü ele geçirmekle tehdit ederken bile Washington’u “vazgeçilmez bir ortak” olarak dalkavukça övmekle birlikte, şüphesiz ABD’nin Danimarka’ya yönelik savaş tehditlerini hedef alıyordu.

“Danimarka Krallığı -Grönland dahil- NATO’nun bir parçasıdır,” diye hatırlatan ve “egemenlik, toprak bütünlüğü ve sınırların dokunulmazlığı dahil olmak üzere BM Şartı ilkelerinin korunması” çağrısında bulunan açıklamada ayrıca şu ifadeler yer aldı: “Grönland kendi halkına aittir. Danimarka ve Grönland ile ilgili konularda karar verme yetkisi yalnızca Danimarka ve Grönland’a aittir.”

Bu açıklama, bariz ve ciddi bir kusura sahiptir. Washington’u Grönland’ı ele geçirmekten caydırmak için uluslararası hukuka ve NATO dayanışmasına atıfta bulunuluyor. Ancak Trump yönetiminin Venezuela’yı istilası ve Danimarka’ya karşı güç kullanma tehditleri hem uluslararası hukuku hem de NATO ittifakını hiçe saydığını ortaya koyuyor.

Paris zirvesinin ardından yapılan yorumlar, büyük ölçüde Rusya’ya karşı askerî harekât tehditleriyle doluydu. İtalya’nın aşırı sağcı hükümeti Ukrayna’ya asker göndermeyeceğini açıklarken, diğer bazı büyük Avrupa güçlerinin liderleri, ateşkes sağlanması halinde gelecekte Rusya’ya karşı asker göndermeyi planladıklarını açıkladılar.

Macron, zirve sona erdiğinde France2 TV kanalının akşam haberlerinde “Ukrayna ordusunun yeniden yapılandırılmasına katılacağız. Ateşkesin ardından Ukrayna’da barışı korumak için binlerce asker görevlendirilebilir,” dedi. “Bu, dış askeri operasyonlarımız kapsamında olacak,” diyen Macron, 2024’ten bu yana Fransa ve Batı Avrupa’da halkın ezici çoğunluğunun muhalefetine rağmen defalarca verdiği “Ukrayna’ya asker gönderme” sözünü yineledi.

Britanya Başbakanı Keir Starmer ise ateşkes sağlandığında Rusya ile savaşmaya hazır binlerce Britanya ve Fransa askerini Ukrayna topraklarına konuşlandırma konusunda daha da ayrıntılı taahhütlerde bulundu.

Steimer, yaptığı açıklamada şunları söyledi:

Bu, barış anlaşması imzalanması durumunda Ukrayna’ya asker gönderme niyetini beyan eden bir açıklamadır. Bu, Ukrayna’ya uzun vadede destek verme konusundaki sarsılmaz taahhüdümüzün hayati bir parçasıdır… Bildirinin imzalanması, Fransa ve Birleşik Krallık güçlerinin Ukrayna topraklarında faaliyet göstermesi için yasal çerçevenin oluşturulmasının önünü açıyor. … Koordinasyon birimi planlarımızın yanı sıra, ateşkesin ardından Birleşik Krallık ve Fransa, Ukrayna’nın savunma ihtiyaçlarını desteklemek için silah ve askeri teçhizatın konuşlandırılmasını ve korunaklı tesislerin inşa edilmesini sağlamak üzere Ukrayna genelinde “askeri merkezler” kuracak.

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz basına yaptığı açıklamada, Berlin’in planlarının “örneğin, ateşkesin ardından komşu NATO bölgelerinde Ukrayna için asker konuşlandırılmasını içerebileceğini” söyledi. Merz, Alman hükümeti ve parlamentosunun, varsayımsal bir Rusya-Ukrayna ateşkesinin koşulları belli olduktan sonra Alman askeri faaliyetlerinin kapsamına karar vereceğini söyleyerek, “Prensip olarak hiçbir şeyi dışlamıyoruz,” dedi.

Grönland açıklamasında olduğu gibi, söz konusu Rusya politikasına da sarsıcı çelişkiler damga vuruyor. Avrupa’nın egemen çevrelerinde hiç kimse, planlarının yürürlüğe girmesi için ateşkesin nasıl ve ne zaman müzakere edilebileceğini veya Moskova’nın, Ukrayna’nın Rusya ile NATO devletleri arasında tarafsız bir tampon devlet olması yönündeki çağrılarının neden kabul edilemez olduğunu açıklamıyor.

Onlar şöyle diyebilirlerdi: “Ukrayna’yı Rusya ile savaşmaya zorladık; Trump’ın Venezuela’ya tecavüz edip onu yağmalamak istemesi gibi biz de Rusya’ya tecavüz edip onu yağmalamak için bir Ukrayna zaferine bel bağladık. İşler planlandığı gibi gitmedi, Ukrayna milyonlarca zayiat verdi ve yenilgiye uğradı ama bu konuda size yalan söylemek bize daha kolay geliyor. Moskova’yı şeytanlaştırmak, sosyal harcamaları kısmak ve yeniden silahlanmak için harika bir bahaneydi ve dürüst olmak gerekirse, kaç Ukraynalının öldüğü umurumuzda değildi. Şimdi her nasılsa Amerika Birleşik Devletleri bize savaş ilan edebilir ama bize güvenin, daha harika fikirlerimiz var.”

Elbette bu, Avrupa hükümetlerinden beklenebileceğin çok ötesinde bir dürüstlük olurdu. Trump, NATO ittifakını bölme ve Avrupa ülkelerine karşı askerî harekât düzenleme tehdidi savururken, ABD ile Avrupa arasında gerginlikler tırmanıyor. Buna karşın Avrupa hükümetleri, Rusya’ya karşı askeri tırmanış planlarını sürdürüyor ve Washington’u Avrupa’daki savaş planlarının merkezinde tutmaya çalışıyorlar.

Savaşın durdurulması, işçi sınıfının siyasi seferberliğini gerektiriyor: Emperyalist savaşa karşı bir işçi ve gençlik hareketi inşa edilmeli ve ve iktidar kapitalist hükümetlerin ve onların savunduğu mali oligarşilerin elinden alınmalıdır. Bu, Avrupa, Ukrayna, Rusya, Amerika ve diğer yerlerdeki işçileri sosyalizm mücadelesinde birleştirmek için mücadele etmek demektir.

Loading