Suriye’de El Kaide kökenli Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) önderliğindeki Şam rejimi, çarşamba günü Halep’te Kürt nüfusun yoğun olduğu Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde Suriye Demokratik Güçleri (SDG) kontrolündeki güvenlik noktalarına karşı “kapsamlı savaş” ilan ettiğini duyurdu.
Çatışmalar ve savaş ilanı HTŞ ile SDG arasında yapılan “entegrasyon” görüşmelerinin tıkandığı bir dönemde ve İsrail ve Suriye temsilcilerinin ABD’nin himayesinde Paris’te bir araya gelmesinin hemen ardından gerçekleşti. 4 Ocak’ta SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi liderliğinde üst düzey bir heyet, Şam’da HTŞ hükümeti yetkilileriyle bir araya geldi ancak bir anlaşmaya varılamadı.
Savaş ilanı Suriye’deki Kürt illerinin yanı sıra Türkiye’de de protesto edildi. Perşembe günü Diyarbakır’daki protestoda binlerce kişi “Rojava’ya sahip çıkmak, insanlığa sahip çıkmaktır” pankartı arkasında bir yürüyüş gerçekleştirdi. İstanbul, Beyoğlu’ndaki protestoda polis çok sayıda kişiyi gözaltına aldı.
Washington, ABD’nin Ortadoğu’da tam egemenliğini kurma yöneliminin bir parçası olarak, bölgede Rusya’nın ve Çin’in etkisini tamamen ortadan kaldırmayı amaçlıyor. Bunun için hem Ankara ile Tel Aviv’i hem de Suriye’deki vekillerini İran’a karşı emperyalist saldırganlığın arkasında hizaya getirmeye çalışıyor. Gazze’de Ekim 2023’te başlatılan soykırım, Lübnan’da Hizbullah’a açılan savaş, Suriye’de yapılan rejim değişikliği ve geçtiğimiz haziranda İran’a düzenlenen emperyalist-Siyonist saldırı, bu yönelimin parçalarını oluşturuyor.
2026’da Venezuela’ya yönelik emperyalist saldırı ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nın kaçırılmasıyla tırmanan küresel savaş gündeminin ortasında ABD Başkanı Donald Trump, protestolarla sarsılan İran’a yeni bir askeri saldırının eli kulağında olduğunu ima etmiş durumda.
Aralık 2024’te Rusya ve İran destekli Devlet Başkanı Beşar Esad’ın devrilmesinden yaklaşık bir yıl sonra Suriye’de ABD müttefiki güçlerin iç savaşın eşiğine gelmesi ve aynı anda rejimin Alevilere yönelik katliamının sürmesi, “Suriye devrimi” denilen şeyin emperyalizm destekli gerici bir rejim değişikliği olduğunun altını çiziyor: etnik, mezhepsel ve sosyal sorunlar çözülmek şöyle dursun, daha da ağırlaşmıştır.
Sahte solun emperyalizm yanlısı “devrim” çığlıklarına karşı çıkan Dünya Sosyalist Web Sitesi’nin uyarıları doğrulanmıştır. O dönem yazdığımız gibi “Suriye’de yaşananlar bir devrim değil, ülkenin emperyalistlerin önderliğinde, gerici bir temelde bölüşülmesidir.”
Rejim, söz konusu mahallelerde sokağa çıkma yasağı ilan ederken, sivillerin tahliyeleri için iki insani koridor oluşturduğunu öne sürdü. Suriye Enformasyon Bakanı Hamza el-Mustafa mahallelerin tamamen Şam’ın kontrolüne geçmesi gerektiğini ve kırmızı çizgilerinin “Tek devlet, tek hükümet, tek ordu” olduğunu söyledi.
Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi Dış İlişkiler Eş Başkanı Ilham Ahmed, sosyal medyada yaptığı açıklamada savaş ilanını doğruladı ve “Hükümet yetkililerini, mahallelerde yaşananlardan dolayı sorumluluk almaya ve savaş ile şiddetten kaçınarak, sorunlara diyalog yoluyla gerçekçi ve kalıcı bir çözüm bulmaya” çağırdı.
SDG, çatışmaların kapsamlı bir iç savaşa dönüşebileceği uyarısında bulunarak, ”Bu gelişme, potansiyel ve geniş çaplı bir askeri tırmanışın ciddi bir uyarı işareti olarak görülmekte; devam eden uluslararası sessizliğin ortasında, daha geniş bir çatışmanın patlak vermesine dair endişeleri artırmaktadır,” dedi.
İki gün içinde bombardıman ve çatışmalar sonucu en az 12 kişinin öldüğü; on binlerce kişinin ise bölgeden kaçtığı bildiriliyor. Halep’te yaklaşık 600 bin kişinin yaşadığı iki mahalle 5 aydır Şam rejiminin yoğun ablukası ile karşı kaşıyaydı. Pazartesi ve salı hükümete bağlı güçlerle özerk yönetime bağlı İç Güvenlik Güçleri (Asayiş) arasında artan çatışmalarda da en az 7 sivilin öldüğü bildirilmişti. Şam rejiminin bölgeye yığınak yaptığı ve mahallelerin çevresine 80’e yakın tank konuşlandırıldığı belirtiliyor.
Yaklaşık 100 bin kişiden oluştuğu belirtilen ve ABD’nin başlıca vekili konumundaki SDG silahlı güçlerinin ve fiili özerk yönetimin Şam rejimi ile bütünleşmesi için daha önce Suriye ordusunun askeri yapısı içinde yer alacak üç tümenin SDG’ye verilmesi konusunda ön anlaşmaya varıldığı duyurulsa da pratikte ilerleme sağlanamadı. Bu durum, olası bir anlaşma ve “entegrasyon” sürecinin de ne kadar kırılgan olacağının altını çiziyor.
Rudaw’a açıklama yapan ABD Dışişleri Bakanlığından bir sözcü “Amerika Birleşik Devletleri durumu yakından takip etmektedir. Tüm taraflara itidal çağrısında bulunuyoruz.” dedi ve ekledi: “Büyükelçi Barrack tarafından kolaylaştırılan toplantılar, DSG ile Suriye hükümeti arasındaki 10 Mart entegrasyon anlaşmasının uygulanmasına ve bu anlaşmaya yeniden bağlı kalınmasına odaklanmaktadır.”
HTŞ rejiminin önemli destekçilerinden Ankara, müzakere sürecinde olduğu Kürdistan İşçi Partisi’nin (PKK) Suriye’deki kardeş örgütü olan SDG’nin herhangi bir yasal statü elde etmeden kendini feshederek yeni Şam rejimine tabi olmasını istiyor. Tahminen 20 milyondan fazla Kürdün yaşadığı Türkiye’nin güney sınırında özerk ya da bağımsız bir Kürt toprağının ortaya çıkması, Ankara için kabul edilemez bir güvenlik tehdidi olarak görülüyor.
HTŞ’nin SDG’ye yönelik saldırısı ve Halep’teki çatışmalar sadece Suriye’de iç savaşın yeniden alevlenmesine değil, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hükümeti ile PKK arasındaki müzakerelerin de altını oyabilir. Erdoğan ve PKK’nin hapisteki lideri Öcalan, İsrail’in Filistin, Lübnan, Suriye ve Ortadoğu genelinde artan etkisine karşı bir o kadar gerici bir öne sürüyor. Washington’ın “Gazze barışı” denilen yeni sömürgeci politikasını destekleyen Erdoğan, Trump ile iyi geçinerek Türk burjuvazisinin Suriye ve bölge genelindeki çıkarlarını ilerletebileceğini umuyor.
Suriye’de Dürzi, Kürt, Alevi ve Hristiyan azınlıkların özerkliğini teşvik ederek nüfuzunu genişletmeye çalışan İsrail, aynı zamanda Ankara’nın Şam rejimi üzerindeki etkisini dengelemeye çalışıyor. İsrail Esad rejimi devrilirken hava saldırılarıyla ülkenin askeri alt yapısını büyük ölçüde ortadan kaldırdı ve güvenlik bahanesi ile ülkenin güneyindeki işgalini genişletti.
Halep’teki savaş ilanından önceki gün HTŞ yönetimi ve İsrail heyeti arasında ABD’nin himayesinde Paris’te bir güvenlik anlaşmasına ilişkin müzakereler yapıldı. Görüşmelere ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, ABD Başkanı Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff, ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner gibi üst düzey yetkililer de katıldı.
Görüşme sonrası yapılan ortak açıklamada “… iki ülke, istihbarat paylaşımı, askeri gerilimin azaltılması, diplomatik ilişkiler ve ticari fırsatlar konusunda ABD’nin gözetiminde acil ve sürekli koordinasyonu kolaylaştırmak için ortak bir iletişim mekanizması kurmaya karar vermişlerdir,” denildi.
Harici’nin haberine göre, İsrail’deki N12News’in editörü Amit Segal, salı günü X hesabından, Trump yönetiminin İsrail ile Suriye arasında daha kapsamlı bir ekonomik anlaşma sağlamaya çalıştığını yazdı ve anlaşmanın şunları kapsayacağını belirtti: “Bu, mevcut askerden arındırılmış bölge boyunca uzanan ve enerji projeleri, ilaç fabrikaları ve en önemlisi Trumpvari bir kayak merkezi içeren geniş bir ortak ekonomik bölge gibi görünüyor.”
Segal’in iddiasına göre, ABD ve Suriye’nin teklifi şunu da içeriyor: “Bu bölgede bir rüzgar enerjisi santrali, bir ham petrol boru hattı, veri merkezleri ve ilaç tesisleri bulunacak.” Soykırıma ve etnik temizliğe tabi tutulan Gazze’yi “Ortadoğu’nun Rivierası” yapma planını tamamlayacak olan bu tür projeler, Trump ve müttefiklerinin Ortadoğu halklarına karşı yeni sömürgeci hedeflerini daha da ifşa ediyor.
Ortadoğu’daki hiçbir burjuva rejim veya hareket, ABD emperyalizminin bölgeyi yağmalama ve tüm halkları boyunduruk altına alma yönelimine karşı değildir; aksine onun suç ortaklığını yapıyor ve gerici paylaşımdan kırıntılar almak için savaşa hazırlanıyorlar. İleriye giden tek yol, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin şubelerini inşa ederek Ortadoğu genelinde ve emperyalist merkezlerde işçi sınıfının uluslararası devrimci birliğini sağlamaktan ve iktidarı almaktan geçiyor.
8 Ocak 2026
