İngilizce orijinali 23 Ocak 2026’da yayımlandı.
Kanada Başbakanı Mark Carney, 20 Ocak Salı günü Dünya Ekonomik Forumu’nda yaptığı konuşmada, emperyalist rekabetle sarsılan ve hızla dünya savaşına doğru ilerleyen küresel kapitalist sistemin çarpıcı bir tablosunu çizdi.
Kapitalist politikacılar, emperyalist stratejistler, küresel CEO’lar ve milyarder oligarklardan oluşan bir dinleyici kitlesi önünde konuşan Carney, dünyanın bir “dönüm noktasında” olduğunu ilan etti. Bunun sadece bir geçiş dönemi olmadığını, “dünya düzeninde kırılma” olduğunu ve “büyük güçler arasındaki jeopolitik ilişkilerin hiçbir kısıtlamaya tabi olmadığı acımasız bir gerçekliğin” başladığını vurguladı.
Carney, ABD’nin liderliğinde kurulan İkinci Dünya Savaşı sonrası ekonomik ve jeopolitik düzenin çöküşünün, “güçlülerin yapabildiklerini yaptıkları ve zayıfların katlanmak zorunda olduklarına katlandıkları” yeni bir “büyük güç rekabetleri” dönemini başlattığını söyledi.
Carney’nin sözleri, G7 üyesi emperyalist güçlerden birinin lideri tarafından, emperyalistlerin dünyayı ekonomik ve coğrafi olarak yeniden bölüşme mücadelesinin devam ettiğine dair ağır bir itiraftı. Bu mücadele geçen yüzyılda emperyalist dünya savaşlarına yol açmıştı.
Carney, Amerika’nın diktatör olmak isteyen başkanı Donald Trump’tan hiç bahsetmedi ve Amerika Birleşik Devletleri’nden sadece bir kez söz etti. Bununla birlikte, Washington’un sözde müttefiklerini ve düşmanlarını hedef alan ticaret savaşının ve saldırganlığının tırmandığı bir yılın ardından, Carney’nin Avrupa güçlerini, kendi emperyalist çıkarlarını -gerektiğinde Amerika Birleşik Devletleri’ne karşı da- acımasızca savunmak için Kanada’ya katılmaya çağırdığı herkes için açıktı.
Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) açılışından sadece üç hafta önce, Trump Venezuela’yı istila ederek Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yu kaçırdı ve ülkenin devasa petrol rezervlerini ele geçireceğini ilan etti; İran’ı defalarca savaşla tehdit etti; Avrupa Birliği üyesi ve NATO ortağı olan Danimarka’dan Grönland’ı ABD’ye devretmesini talep etti ve sekiz Avrupa ülkesini, adayı askeri güçle ele geçirme tehdidine karşı çıkmak için Grönland’a asker gönderdiklerinde gümrük vergileriyle tehdit etti.
Carney’in azgınlaşan ABD emperyalizmine yönelik saldırısı, son seksen yıldır Amerika’nın en yakın ekonomik, jeopolitik ve askeri müttefiki olan Kanada hükümetinin lideri tarafından yapılmış olması nedeniyle daha da dikkat çekiciydi. 11 Eylül olaylarına kadar 50 yılı aşkın bir süre boyunca Ottawa ile Washington, yaklaşık 8.800 kilometre uzunluğundaki dünyanın en uzun “savunmasız sınırı”nı paylaştıklarını övünerek anlatıyorlardı.
Ancak Trump, Çin ve diğer büyük güçlerle savaşa hazırlık olarak Batı Yarımküre üzerinde ABD’nin sınırsız hakimiyetini pekiştirmek amacıyla, Kanada’ya bir dizi gümrük vergisi uyguladı, ABD-Meksika-Kanada ticaret anlaşmasını bozmakla tehdit etti ve Kanada’yı Amerika’nın 51. eyaleti yapmak için “ekonomik güç” kullanacağını söyledi.
Carney, Kanada’nın NATO müttefiklerini şu “gerçeği” kabul etmeye çağırdı: ABD emperyalizminin İkinci Dünya Savaşı sonrası küresel hegemonyasını maskelemek için kullandığı ve Kanada ve Avrupa emperyalizminin büyük ölçüde yararlandığı “kurallara dayalı uluslararası düzen” geri dönülmez bir şekilde çökmüş durumda. Carney, son yirmi yılda “finans, sağlık, enerji ve jeopolitik alanlarında yaşanan bir dizi kriz”e atıfta bulunarak, “büyük güçler ekonomik entegrasyonu silah olarak kullanmaya başladı. Gümrük vergileri bir baskı aracı. Finansal altyapı bir zorlama aracı. Tedarik zincirleri ise istismar edilecek zayıf noktalar,” dedi.
Söylemek istediğinden fazlasını açığa vuran Carney, şöyle devam etti:
On yıllardır, Kanada gibi ülkeler, kurallara dayalı uluslararası düzen olarak adlandırdığımız sistem altında refah içinde yaşadılar. Bu düzenin kurumlarına katıldık, ilkelerini övdük, öngörülebilirliğinden faydalandık...
Kurallara dayalı uluslararası düzenin kısmen yanlış olduğunu biliyorduk. En güçlüler, kendilerine uygun olduğunda bu düzenin dışında kalacaklardı. Ticaret kuralları asimetrik olarak uygulanıyordu. Ve uluslararası hukukun, sanık veya mağdurun kimliğine bağlı olarak farklı derecelerde uygulandığını biliyorduk.
Bu kurgu yararlıydı. Ve özellikle Amerikan hegemonyası, kamu mallarının sağlanmasına yardımcı oldu: açık deniz yolları, istikrarlı bir finansal sistem, kolektif güvenlik ve anlaşmazlıkları çözmeye yönelik yapılara destek. ...
Bu uzlaşma artık işe yaramıyor.
Dünya Ekonomik Forumu zirvesi, Grönland’ın kaderi konusunda Amerikan emperyalizmi ile eski Avrupalı müttefikleri arasında yaşanan şiddetli tartışmanın gölgesinde kaldı. Avrupalı liderler, Trump’ın Grönland’ı ele geçirme tehditlerini hayata geçirirse NATO ve transatlantik ittifakın çökeceği uyarısında bulundular. Kendi konuşmaları Carney’inkinden daha az açık sözlü olsa da ve transatlantik ortaklığın yeniden canlandırılması çağrısını içerse de, Avrupa Birliği ve başlıca üye devletlerin liderleri, “stratejik özerklik”, yani dünyayı yeniden bölüşme mücadelesinde ABD’den bağımsız hareket etme yeteneği geliştirmek için büyük çaplı bir yeniden silahlanma çağrısında bulundular.
Trump, Amerika kıtasından “kıtaya ait olmayan rakipleri” kovmak üzere “Önce Amerika” stratejisinin bir parçası olarak Grönland üzerinde tam kontrol sahibi olmak istiyor. O, ABD’nin “ulusal güvenliği” için hayati önem taşıyan tüm varlıkları, kaynakları, toprakları veya su yollarını ele geçirme hakkı da dahil olmak üzere Batı Yarımküre üzerinde tam hakimiyet kurmayı —”Donroe Doktrini”— Washington’un en güçlü rakipleri olan Çin, Rusya ve Avrupa Birliği’ne karşı savaşıp ABD’nin küresel hegemonyasını yeniden tesis etmek için gerekli bir ön koşul olarak görüyor.
Çarşamba günü Trump, Grönland’a uygulayacağı gümrük vergisi tehdidinden vazgeçerek, 1 Şubat’ta yürürlüğe girecek yüzde 10’luk ek vergiyi kaldırdı. Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile yaptığı görüşmede Grönland konusunda bir “anlaşma” sağlandığını belirtti. Bu görüşmeye Danimarka ve Grönland temsilcileri katılmadı. “Anlaşma”nın ayrıntıları kamuoyuna açıklanmadı ama haberlere göre ABD, genişletilmiş askeri üs ağı için Arktik adasının bazı kısımlarını devralacak ve kara, hava sahası ve karasuları üzerinde sınırsız askeri kontrol hakkına sahip olacak.
Trump’ın dış politika tehditleri ve ani değişiklikleri, 1930’ların sonlarında Adolf Hitler’in yaptıklarına çok benziyor, tıpkı keskinleşen devletler arası çatışmaların, İkinci Dünya Savaşı’ndan hemen önceki yıllarda emperyalist güçler arasındaki çekişmeyi hatırlatması gibi. Grönland konusunda gerçekten bir anlaşma sağlanmışsa, bu anlaşma ancak Hitler’in Eylül 1938’de İtalya lideri Mussolini, Britanya Başbakanı Neville Chamberlain ve Fransız mevkidaşı Édouard Daladier ile Çekoslovakya’nın kaderi konusunda yaptığı anlaşma kadar uzun ömürlü olacaktır. O zaman Chamberlain, “zamanımızın barışı”nı sağladığını iddia etmişti ama birkaç ay içinde Hitler yeni taleplerde bulundu, Çekoslovak Cumhuriyeti’nden geriye kalanları parçaladı ve gözünü Polonya’ya dikti.
Carney, “büyük güç rekabetleri”nin arttığı bir ortamda, Trump’a ve ABD’ye karşı koymak için alternatif bir emperyalist ittifakın gerekli olduğu sonucuna varmıştır. Dünya Ekonomik Forumu konuşmasında, Kanada’yı emperyalist bir güç olarak değil, defalarca “orta seviye güç” olarak nitelendirerek, bu projenin yağmacı karakterini gizlemeye çalışmıştır. Oysa kendisinin de itiraf ettiği gibi, Kanada daha önce ABD’nin küresel hakimiyetinden, saldırganlığından ve savaşlarından yararlanmıştır. Carney, “Orta seviye güçler birlikte hareket etmelidir,” diye ilan etti, “çünkü masada yer almazsak, menüde yer alırız.”
Bahsettiği “masa”, emperyalizmin yüksek masasıdır; burada topraklar paylaşılır, doğal kaynakların ve ucuz işgücünün sömürülmesini tekelleştirmek için anlaşmalar yapılır ve mali oligarşi payını alır.
Carney’in “orta seviye güçler” ittifakı, öncelikle 1945’e kadar dünyaya sömürge imparatorluklarıyla hükmeden Fransa ve Britanya emperyalizmiyle ve geçen yüzyılda iki kez Avrupa’yı fethederek krizini çözmeye çalışan Alman emperyalizmiyle bir ortaklık olacaktır. Dünya güçleri azalmış olsa da Avrupa güçlerinin emperyalist arzuları bugün daha da artmıştır.
Geçtiğimiz yıl boyunca Almanya, Fransa ve Britanya, Trump’ın Putin ile Avrupa güçlerinden ayrı bir uzlaşmaya varma çabalarını defalarca engellediler. Bu uzlaşma, ABD şirketlerine ve yatırımcılarına Ukrayna ve Rusya’da hammadde, pazar ve jeostratejik nüfuz imkânı sağlayacak ve bunun bedelini Avrupa ödeyecekti. Rusya’ya karşı savaşa büyük yatırımlar yapan ve bunu tek başına sürdürme yeteneğinden yoksun olan Avrupalı emperyalist güçler, ganimet ve yağmalardan paylarını almak için ABD’yi savaşta tutmaya ve çatışmayı tırmandırmaya kararlıdır.
Dünya Ekonomik Forumu konuşmasında Carney’i açıkça öven Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, savaşa 1 trilyon avro harcamaya ve Almanya’nın refah devletinden geriye kalanları yok etmeye kararlı bir hükümetin başındadır. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron askeri harcamaları artırdı ve kemer sıkma programına karşı çıkan işçilere karşı devletin tüm gücünü seferber etti. Carney ise konuşmasında hükümetinin ülkesindeki sağcı icraatlarıyla övündü. Bunlar arasında zenginlere vergi indirimi, kamu harcamalarında kemer sıkma, 2030 yılına kadar askeri harcamaların iki katına çıkarılması ve grev hakkına yapılan büyük çaplı saldırı dahil demokratik haklara yönelik saldırılar vardı.
Atlantik’in her iki yakasındaki işçiler, ancak tüm emperyalist güçlere ve onların siyasi temsilcilerine karşı mücadelelerini birleştirerek emperyalist barbarlığın yeniden canlanmasına karşı çıkabilirler. Yaklaşan dünya savaşı tehlikesi, kriz içindeki kapitalizmden kaynaklanmaktadır. Kapitalizm, işçi sınıfının devrimci sosyalist hareketi tarafından yıkılmazsa, 20. yüzyılda iki kez olduğu gibi insanlığı uçuruma sürükleyecektir.
Dünya Sosyalist Web Sitesi ve Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi, işçilerin savaşa, demokratik ve sosyal haklara yönelik saldırılara ve artan eşitsizliğe karşı mücadelelerini uluslararası düzeyde birleştirmek ve kapitalizmi ortadan kaldırmayı ve toplumun sosyalist dönüşümünü hedefleyen kitlesel bir endüstriyel ve siyasal harekete dönüştürmek için gereken devrimci önderliği sağlamak için mücadele etmektedir.
