Son üç gün boyunca dünya çapında yaklaşık 60 devlet ve hükümet başkanı ile yüzlerce bakanı, politikacıyı, üst düzey askeri yetkiliyi ve güvenlik uzmanını bir araya getiren Münih Güvenlik Konferansı’na (MSC), şiddetli gerilimler damgasını vurdu. Ancak tüm katılımcılar bir konuda hemfikirdi: Emperyalist güçlerin çıkarlarının diplomatik manevraların ve uluslararası kurumların arkasına gizlendiği dönem sona erdi. Artık bu çıkarların, açıkça askeri güç ve savaş yoluyla belirlendiği yeni bir dönem başlamıştır.
Konferanstaki tartışmalar, bir üçüncü dünya savaşının nasıl önleneceği değil, ona en iyi şekilde nasıl hazırlanılacağı üzerine odaklandı. ABD ve Avrupa’daki egemen çevreler savaşı gerekli ve kaçınılmaz olarak görüyor.
Almanya Şansölyesi Friedrich Merz konferansı şu sözlerle açtı: “Hep birlikte, yeniden açıkça güç ve her şeyden önce büyük güç politikasının hakim olduğu bir döneme girdik.” Haklara ve kurallara dayalı uluslararası düzen artık mevcut değil, diyen Merz’e göre Avrupa güçlerinin görevi bu gerçeği kabul etmek ve “yeni döneme hazırlık yapmak”tır.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, faşist bir nutukla son on yılların uluslararası politikasını eleştirdi. Rubio’ya göre, 35 yıl önce Sovyetler Birliği’nin sonunun “tarihin sonu” anlamına geldiği fikri, Trump yönetimi tarafından şu anda düzeltilmekte olan “tehlikeli bir yanılgı”ydı.
Rubio, “Bu yanılgı içinde,” dedi, “serbest ve sınırsız ticaret gibi dogmatik bir bakış açısını benimsedik. ... Birçok ülke, kendilerini savunma yeteneklerini korumak yerine devasa refah devletlerine yatırım yaparken, biz egemenliğimizi giderek daha fazla uluslararası kurumlara devrettik. ... İklim kültünü yatıştırmak için, halkımızı yoksullaştıran enerji politikaları uyguladık. ... Ve sınırların olmadığı bir dünya peşinde, toplumlarımızın uyumunu, kültürümüzün sürekliliğini ve halkımızın geleceğini tehdit eden, eşi görülmemiş bir kitlesel göç dalgasına kapılarımızı açtık.” Rubio’ya göre bu, “hem insan doğasını hem de 5.000 yılı aşkın kayıtlı insanlık tarihinin derslerini görmezden gelen aptalca bir fikirdi. Bu bize pahalıya mal oldu.”
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance geçen yıl Münih Güvenlik Konferansı’nda Avrupa güçlerine cepheden saldırırken, Rubio daha uzlaşmacı bir tavır sergiledi. Antikomünist ve faşist kalıplarla dolu bir konuşmada, “yüzyıllara dayanan ortak tarih, Hristiyan inancı, kültür, miras, dil, soy ve atalarımızın birlikte yaptıkları fedakarlıklar”dan bahsederek, “Avrupa’nın güçlü olmasını istiyoruz,” diye vurguladı.
Toplantıya katılan devlet adamları Rubio’yu ayakta alkışlayarak kendisine teşekkür ettiler. Rubio’nun “Müttefiklerimizin suçluluk ve utanç duygusuyla zincirlenmelerini istemiyoruz” şeklindeki açıklaması, Alman katılımcılar tarafından özellikle olumlu karşılandı. Onlar uzun süredir, Nazilerin işlediği suçların, Almanya’yı yeniden büyük olma hedefinden alıkoymaması gerektiğini savunuyorlar.
Ancak Rubio, Atlantik ötesi gerilimleri çözmekten acizdi. Avrupa güçleri demokratik hakların yok edilmesi, ICE Gestaposunun göçmenleri avlaması, ordunun yurt içinde konuşlandırılması, otoriter bir rejimin kurulması gibi Trump’ın faşist politikaları karşısında rahatsızlık duymuyorlar. Gazze’deki soykırım, İran’ın bombalanması, Venezuela Devlet Başkanı Maduro’nun kaçırılması gibi Trump’ın emperyalist savaşlarına ya da Çin’e karşı savaş hazırlıklarına da itiraz etmiyorlar. Bu konuda Avrupa egemen sınıfı tamamıyla hemfikirdir.
Trump, İran’a karşı devasa bir donanma toplayıp büyük çaplı askeri saldırılar düzenleme tehdidinde bulunurken, konferansta buna karşı tek bir ses bile çıkmadı. Aksine, konferans bir sonraki emperyalist suç için bir tanıtım platformu işlevi gördü. 1979 devrimiyle devrilen Şah’ın oğlu Rıza Pehlevi konferansa konuk olarak davet edildi ve konferans sırasında Avrupa’nın dört bir yanından getirilen destekçilerine hitap etti. Talebi şuydu: 1953 darbesinden sonra CIA’in babasını iktidara getirirken yaptığı gibi, ABD İran’ı bombalamalı ve kendisini yeni hükümdar olarak tahta çıkarmalıdır.
Avrupa Birliği (AB) ile ABD arasındaki gerginlikler, Trump’ın Avrupa mallarına uyguladığı cezai gümrük vergileri, Grönland’ı zorla ilhak etme tehdidi ve hepsinden önemlisi, Avrupalı güçleri hiçe sayarak Rusya ile bir anlaşma yapma girişimi üzerine odaklanıyor.
Rusya’ya karşı savaşın tırmanması, Şansölye Merz’in Münih konuşmasında dile getirdiği “yeni dönem hazırlıkları”nın merkezinde yer almaktadır. Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı, Avrupa güçlerinin sınırsız bir şekilde silahlanmaları ve kendi büyük güç konumuna ulaşma planlarını ilerletmeleri için uzun süredir bir bahane olarak kullanılmaktadır. Ancak Rusya’nın saldırgan olduğu ve tüm Avrupa’yı fethetmeyi planladığı iddiası, gerçeği tersine çevirmektedir.
Aslında, Varşova Paktı ve Sovyetler Birliği’nin dağıtılmasından bu yana tüm anlaşmaları ihlal ederek doğuya doğru ilerlemeye devam eden NATO’dur. Doğu Avrupa’nın tamamı artık bu askeri ittifakın bir parçasıdır. 2014 yılında ABD ve Almanya, Kiev’de Batı yanlısı bir darbe düzenledi ve Ukrayna ordusunu sistematik olarak silahlandırmaya başladı. Rusya ile 2.000 kilometre uzunluğunda sınıra sahip olan bir ülkeyi NATO’ya dahil etme planları, varlığını tehdit altında gören Moskova’nın saldırısına yol açtı. NATO bu savaşı kasten kışkırttı.
O zamandan beri NATO, Ukrayna’da Rusya’ya karşı bir vekalet savaşı yürütüyor. Savaşın başlamasından bu yana, Batı’nın askeri ve mali yardımı 380 milyar avroya ulaştı. Bu yardım olmasaydı, savaş çoktan sonuçlanırdı. Ancak Trump, ABD’nin mali yardımını büyük ölçüde kesti ve tüm masrafların Avrupalılar tarafından karşılanması konusunda ısrarcı. ABD, Avrupalılar faturayı peşin ödediği takdirde Ukrayna’ya silah tedarik edecek.
Avrupalıların geri adım atmaya niyetleri yok. Rusya’ya boyun eğdirmek istiyorlar ve büyük güç statüsüne ulaşmak için savaşa ihtiyaçları var. Ukrayna’da savaşın başlamasından bu yana, sadece Almanya, Bundeswehr’in (Alman Silahlı Kuvvetleri) yeniden silahlandırılması ve savaşa hazırlık altyapısının oluşturulması için 1 trilyon avrodan fazla kaynak ayırdı. Tüm toplum savaş hazırlığına geçirilecek ve zorunlu askerlik yeniden getirilecek.
Şansölye Merz Münih’teki konuşmasında şunları söyledi: “Avrupa risklerden kaçınma amacıyla kendini geri çeken bir tutum sergilememelidir. Avrupa fırsatlar yaratmalı ve enerjisini ortaya çıkarmalıdır. ... Kendi güvenlik politika stratejisiyle küresel politikada bir etken haline gelmelidir.” Merz, Bundeswehr’i “mümkün olan en kısa sürede Avrupa’nın en güçlü konvansiyonel ordusu” haline getirme hedefini yeniden teyit etti.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Avrupa’nın jeopolitik bir güç haline gelmesi çağrısı yaptı ki nükleer caydırıcılık da açıkça buna dahildir. Bu konuda Şansölye Merz ve diğer AB hükümet başkanlarıyla “stratejik diyalog” başlattığını söyledi.
Britanya Başbakanı Keir Starmer ise Avrupa ile yakın askeri işbirliği yapma taahhüdünde bulundu: Avrupalılar “sert bir güç inşa etmeli, çünkü bu çağın para birimi budur. Saldırganlığı caydırabilmeliyiz ve evet, gerekirse savaşmaya hazır olmalıyız.”
Uluslararası işçi sınıfının siyasi müdahalesi olmazsa kaçınılmaz olarak bir üçüncü dünya savaşına yol açacak bu askeri süper güç politikasına, düzen partileri arasında hiçbir muhalefet yok. Almanya’nın Sosyal Demokratlarının yanı sıra Yeşiller, Sol Parti ve kardeş örgütleri de bu politikayı destekliyor.
ABD’den Münih’e giden Demokratlar, Avrupalıların Rusya’ya karşı savaşın yoğunlaştırılması talebini desteklediler. Almanya’daki Sol Parti ile ittifak halinde olan Amerika’nın Demokratik Sosyalistleri’nden (DSA) Kongre Üyesi Alexandria Ocasio-Cortez, Trump’ı geri çekilerek “Putin’in Avrupa’da tehditler savurup oradaki müttefikleri sindirmeye çalışabildiği” koşullar yaratmakla suçladı.
Savaş tehdidi ancak savaşın ve militarizmin bedelini ödemek zorunda kalan uluslararası işçi sınıfının bağımsız hareketi tarafından durdurulabilir. Böyle bir hareket, sosyal harcamalardaki kesintilere, diktatörlüğe ve savaşa karşı mücadeleyi, bunların nedeni olan kapitalizme karşı mücadele ve sosyalist bir toplumun inşası için mücadeleyle birleştirmelidir. Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi (DEUK) ve Sosyalist Eşitlik Partileri (SEP) bu perspektif için mücadele ediyor.
