“Bu düzen işçilerin mücadelesiyle değişecek”

BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen beraat etti: İş cinayetlerini ifşa etmek suç değildir

Türkiye’de bağımsız işçi hareketini bastırmaya yönelik devlet baskısının sembol davalarından biri salı günü Gaziantep’te sonuçlandı. Yaklaşık iki aydır tutuklu bulunan BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen, hukuki dayanaktan yoksun “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasından beraat ederek serbest bırakıldı.

Beraat kararı, Türkmen’e yönelik Türkiye’de ve uluslararası ölçekte yürütülen bir dayanışma kampanyasının ardından geldi. Geniş işçi kesimlerinin Türkmen’e sempatisi ile sendikal bürokrasinin suçlu sessizliği taban tabana zıttı.

BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen Başpınar Organize Sanayi Bölgesi'nde grevde olan işçilere sesleniyor. [Photo: birlesiktekstil/X]

Türkmen’i savunmak için tek bir açıklama yapmayan DİSK yönetimi, duruşmayla aynı gün Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ı ağırladı. Bu tablo rastlantısal değildir: Sendikal bürokrasi, bağımsız işçi önderliğini fiilen rakip olarak görmekte ve devletle bütünleşmiş konumunu korumayı tercih etmektedir. Nihayetinde Türkmen, DİSK’ten ihraç edildikten sonra 2022 yılında bağımsız BİRTEK-SEN’i kurmuştu.

Dünya Sosyalist Web Sitesi (WSWS) ve Sosyalist Eşitlik Partisi – Dördüncü Enternasyonal, ilk gününden itibaren Türkmen’in tutuklanmasını ve ona yönelik zulmü, gelişmekte olan bağımsız işçi hareketini sindirmeye yönelik bir devlet baskısı olarak tanımladı; işçileri ve gençleri Türkmen’in özgürlüğü ve demokratik haklar için mücadeleye çağırdı. 2026 Uluslararası Çevrimiçi 1 Mayıs Toplantısı’nda Türkmen ve diğer sınıf savaşı tutsaklarının serbest bırakılması talebi yükseltildi.

Artan devlet baskısı, esas olarak, hayat pahalılığının arttığı ve yaşam ve çalışma koşullarının giderek gerilediği bir ortamda artan fiili grevler ve direnişlerle bağımsız bir işçi hareketinin gelişmesini hedef alıyor. ABD-İsrail’in İran’a karşı savaşının yıkıcı sonuçları nedeniyle geçim sıkıntısı daha da artarken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hükümeti kapitalist oligarşi adına şiddetli bir kemer sıkma programı uygulamaya devam ediyor. Halkın ezici çoğunluğu İran’a yönelik savaşa karşı çıkarken İran’ın kendini savunma hakkını kınayan hükümet, savaş ve kemer sıkma politikalarına karşı artan bir toplumsal muhalefetle karşı karşıya.

Türkmen’in tutuklanması, gelişen işçi mücadeleleriyle doğrudan bağlantılıydı. Gaziantep’te aylarca ücretlerini alamayan ve 9 Mart’ta iş bırakan yaklaşık 400 Sırma Halı işçisinin 13 Mart’ta düzenlediği protestoya katılan Türkmen, oradaki konuşması gerekçe gösterilerek tutuklanmıştı. Türkmen anayasal hakları kapsamındaki bu konuşmasında, ülke genelinde sayısız işçinin ücretlerini alamadığını, bunu protesto ettiklerinde ise polis baskısıyla karşılaştıklarını söylemiş, şirketlerin ise hem işyerlerindeki işçi ölümleri ve yaralanmaları hem de ücret gaspları karşısında devlet tarafından korunduğuna dikkat çekmişti.

Evrensel gazetesinin aktardığına göre, Türkmen duruşmada yaptığı savunmada, “Adım gibi biliyorum ki bu soruşturma Şireci patronunun şikayeti üzerine açıldı. Kopan kolun hesabını sorduğum için suçlu oldum,” dedi. Antep’te son 13 yılda en az 555 işçinin iş cinayetlerinde öldüğünü ama bir tek patronun hapis yatmadığını söyleyen Türkmen, “Patronlara ‘İstediğiniz kadar sömürün, konuşanı biz içeri atarız’ mesajı veriyorsunuz” dedi.

Türkmen şunları ekliyordu: “Bu 555 ismin hepsi var. Bir tek patron hapis yatmadı, bir tek patron gözaltına alınmadı. Tekstil iş kolu en az riskli olanlardan biri olmasına rağmen neden her gün birinin eli, kolu kopuyor? Çünkü patronların kâr hırsı, işçinin canından kıymetli.”

Duruşma öncesinde Türkmen’e destek vermek amacıyla tekstil işçilerinin yanı sıra Türkiye’nin pek çok kentinden ve Avrupa’dan çok sayıda siyasi parti, sendika ve meslek örgütü temsilcisi adliye önünde bir araya geldi. Yapılan konuşmalar Türkmen’e yönelik suçlamaların temelsizliğini ve yargının işçi haklarını ve muhalefeti bastırmak için bir araç olarak kullanıldığını vurguluyordu.

BİRTEK-SEN Genel Sekreteri Mikail Kılıçalp yaptığı konuşmada Türkmen’in “suçu”nun “maaşlarını alamayan işçilerle yan yana durmak, iş cinayetlerinin hesabını sormak” olduğunu belirtti. Kılıçalp “Türkmen, ‘Yasalar zenginler için geçerli değil,’ dediği için tutuklandı. Biz de soruyoruz: İşçinin tazminatına çöken, işten atan, emeğini gasp eden kaç patron bu kapıdan [adliyeden] içeri girdi? Yanıltıcı olan bizim sözlerimiz değil, bu adaletsiz düzenin kendisidir,” dedi.

Türkmen’in tutuklanmasından sonra işyerlerinde gereksiz maliyet olarak görülen önlemler alınmadığı ve yetkililer de bu duruma göz yumduğu için meydana gelen işçi ölümleri, Türkmen’in sözlerinin yanıltıcı bilgiler değil, somut gerçekler olduğunu bir kez daha acı bir şekilde gösterdi. Evrensel gazetesinin haberine göre, “Türkmen’in tutuklanmasından bu yana geçen iki ayda Gaziantep’te en az 10, ülke genelindeyse 338 işçi can verdi. Hiçbir patrondan hesap sorulmadı.”

Türkmen’in avukatlarından Tugay Bek sadece 2025 yılında 2 bin 555 işçinin “iş kazaları” sonucu yaşamını yitirdiğini, son on yılda bu sayının 25 bini aştığını belirti. Başka bir deyişle, Türkiye’de her yıl 2014’teki Soma madenci katliamının altı katı büyüklüğünde işçi ölümüyle meydana gelmektedir — ve bunun için tek bir patron hesap vermemektedir.

Mehmet Türkmen’in annesi Ayşe Türkmen de adliye önündeki kalabalığa seslenerek “Oğlum eli kolu kopan işçilerin hakkını savunduğu için mi tutuklandı? Ben oğlumu almaya geldim,” dedi. Dayısı ise “Mehmet patronların yanında olsaydı evi de arabası da her şeyi de olurdu ama o işçilerin yanında olmayı, onların mücadelesine destek vermeyi seçti ve bu yüzden tutuklu,” diye konuştu.

Türkmen’in avukatları duruşma sırasında Gaziantep’te son 10 yılda iş cinayetlerinde ölen işçi sayısının ikiye katlandığını ve bunun arkasında, sorumluların yargılanmamasının yattığını açıkladılar. Avukatlar, iş kazalarında uzuvlarını kaybeden işçilerin tanıklık etmesini talep etti; mahkeme bunu reddetti.

Dinleyiciler arasında bulunan ve iş kazalarında parmaklarını kaybeden bir Başpınar Organize Sanayi Bölgesi işçisi ayağa kalkarak “Ben parmakları olmayan elimle buradayım. Mehmet başkanın yanındayım,” diye bağırdı.

Davanın halkın geniş kesimlerinin gözünde hiçbir meşruiyetinin olmamasına ve anayasal hakların açıkça ihlal edilmesine rağmen esas hakkındaki mütalaasını sunan savcılık talebinde ısrar etti; “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçundan Türkmen’e hapis cezası verilmesini ve sendikacılık yapmasına engel teşkil edecek şekilde “siyasi yasak” getirilmesini istedi.

Türkmen’in sözlerinden dolayı ceza alması, sürekli ihlal edilen burjuva hukuk normları açısından bile oldukça zorlama bir karar olacaktı. İşçiler arasında hukuk sisteminin güvenilirliği gittikçe daha fazla sorgulanırken, hak aramanın fiili grev ve mücadelelerle mümkün olduğu duygusu gelişiyor. En son Doruk Maden işçilerinin mücadelesi bunun bir ifadesiydi.

Sınıf mücadelesi keskinleştikçe sendikal aygıttan bağımsız hareket eden işçi önderlerine yönelik devlet baskısı da artıyor. Polyak Madencilik ve Doruk Madencilik’teki mücadelelere önderlik eden Bağımsız Maden-İş liderleri ve madenciler defalarca gözaltına alındı; işçiler polis ve jandarma baskısı ile karşılaştılar.

Türkmen davası tek değildir. Muğla’daki Akbelen Ormanı’nın ve toprakların maden şirketlerine peşkeş çekilmesine karşı mücadele veren köylü önderi Esra Işık, mart sonunda aynı devlet baskısı mekanizmasının hedefi oldu. Danıştay 6. Dairesi, geçtiğimiz hafta cumhurbaşkanlığının “acele kamulaştırma” kararının yürütmesini durdururken pazartesi günü de Işık yurt dışına çıkış yasağıyla tahliye edildi.

Suçlamalar düşürülmüş olsa da dezenformasyon yasası ve onu işleten yargı aygıtı yerli yerinde durmaktadır. Türkmen’in beraat ettiği gün de Antep’te, Türkiye’de ve dünya genelinde işçiler aynı güvencesiz koşullarda çalışmaya, sömürülmeye ve iş kazalarına kurban gitmeye devam ettiler.

Türkmen tahliye edildikten sonra bu gerçeğe dikkat çekerek şunları söyledi: “Bu ülkede işçileri parmaklarından, ellerinden, hayatından eden düzen elbet değişecek ve değişecekse de tam da hayatı için mücadele eden, emeği için mücadele eden işçilerin mücadelesiyle olacak.”

Bu, işçi sınıfının sendikal aygıttan ve düzen partilerinden bağımsız, uluslararası bir stratejiye dayanan yeni taban örgütlerinin inşasını gerektiriyor. Taban Komitelerinin Uluslararası İşçi İttifakı bunun için mücadele ediyor.

Loading