29 Mayıs genel grevi, bu ay içinde üçüncü kez İtalya’nın ulaşım ağının büyük bir kısmını durma noktasına getirecek.
Bu grev, son dokuz aydır kamu yaşamını felç eden iş bırakma eylemleri ve kitlesel protestolar dalgasının en sonuncusudur. 22 Eylül 2025’te yapılan kitlesel bir günlük genel grevin ardından, 4 Ekim’de bir milyondan fazla kişi, İsrail’in, “Küresel Sumud Filosu”na ait yardım konvoyunu ele geçirmesine karşı “her şeyi durdurun” sloganıyla Roma’da gösteri yaptı.
Cenova, Livorno ve Ancona’daki liman işçileri, İsrail’e gönderilecek silahları yüklemeyi reddettiler. Bunun ardından 28-29 Kasım ve 12 Aralık tarihlerinde hükümetin kemer sıkma ve savaş bütçesine karşı genel grevler düzenlendi. Ardından çok sayıda küçük çaplı iş bırakma eylemi ve protesto yapıldı. 18 Mayıs 2026’da, taban sendikaları “Savaşlar ve soykırım için bir çivi bile yok” sloganıyla savaş ve kemer sıkma politikalarına karşı yeni bir genel grev çağrısı yaptılar.
Tabanın ilkeli muhalefet hareketinin giderek güçlenmesi, İtalyan işçi sınıfının muazzam gücünü ortaya koyuyor. Milyonlarca insan, NATO’nun Ukrayna’da Rusya’ya karşı yürüttüğü savaşı sürdürmek, Gazze’deki soykırımı desteklemek ve İran’a karşı savaşı finanse etmek için gereken milyarlarca avronun, ücretlerden, sağlık hizmetlerinden, eğitimden ve emekli maaşlarından kesildiğinin farkında ve artık buna tahammül etmeye razı değil.
Grev ve protesto dalgasının hedefindeki bütçe, sosyal hizmetler, emekli maaşları, ücretler, sağlık, eğitim ve ulaşım harcamalarını azaltırken, NATO’nun yüzde 5 hedefinin karşılanması için savunma harcamalarını artıyor. Bunun toplumsal sonuçları yıkıcı boyutta. Zaten, mutlak yoksulluk içinde olan, yani en temel ihtiyaçlarını bile karşılayamayanların sayısı, 5,7 milyon kişi ile tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaşmış durumda; bu, nüfusun yüzde 9,8’ini oluşturuyor. İşsizliğin düşmesi ile birlikte ele alındığında bu durum giderek daha fazla insanın asgari yaşam standardını bile sağlayamayan ücretlerle çalıştığı anlamına geliyor.
Buna karşılık, zenginlerin servetleri ve gelirleri önemli ölçüde arttı. Yabancı milyoner ve milyarderler için, gerçek gelirlerinden bağımsız olarak uygulanan sabit oranlı vergi, İtalya’yı süper zenginler için bir vergi cenneti haline getirdi.
Başbakan Giorgia Meloni, işçi sınıfıyla kaçınılmaz bir çatışmaya hazırlanmak amacıyla devlet aygıtını sistematik olarak güçlendiriyor. Müttefiki Donald Trump’ın izinden giderek, mahkemeleri, devlet kurumlarını ve kültür kurumlarını faşist partiye sadık kişilerle dolduruyor; üniversiteleri ve okulları sol etkiden arındırıyor; baskı aygıtını güçlendiriyor ve acımasız bir sınır dışı etme politikası yoluyla ırkçılığı ve yabancı düşmanlığını körüklüyor. Faşist bir diktatörlük tehlikesi, gerçek bir tehlikedir.
İtalyan işçi sınıfının siyasi düşmanları
Bu nedenle, kemer sıkma politikalarına ve savaşa karşı mücadelede başarı, Meloni hükümetinin devrilmesini gerektiriyor. Bu, sosyalist ve anti-kapitalist bir perspektifin benimsenmesi meselesini acil bir şekilde gündeme getiriyor. Bu ise ancak her fırsatta hükümete ve egemen sınıfa karşı mücadeleyi engelleyen düzen sendikalarına ve sözde muhalefet partilerine karşı mücadelenin sistematik bir şekilde genişletilmesiyle başlar.
İsmen “solcu” kapitalizm yanlısı partilerin, düzen sendikalarının ve bunların “radikal” siyasi savunucularının işçi düşmanı politikaları, Meloni’nin iktidara gelmesine zemin oluşturmuştur. Bu partilerin ve sendikaların sağcı politikalarına yönelik öfke büyüdükçe ve artan toplumsal direnişi kontrol edemez hale geldikçe, İtalyan burjuvazisi faşist Fratelli d’Italia’ya (İtalya’nın Kardeşleri) yöneldi; bu parti birkaç yıl içinde, oyların yüzde 25’inden fazlasını alarak en güçlü parti haline geldi.
CGIL sendika federasyonu ya da zaman zaman CISL ve UIL, şimdi hükümetin kemer sıkma bütçesini protesto ediyorlarsa, bunu yalnızca işçilerin öfkesini kapitalist egemenliği tehdit etmeyen kanallara yönlendirmek için yapıyorlar.
Taban sendikaları (sindacati di base), kemer sıkma bütçesine karşı direnişi Gazze soykırımına ve hükümetin savaş politikasına karşı muhalefetle birleştirip 28-29 Kasım 2025 tarihlerinde genel grev çağrısı yaptıklarında, CGIL bu girişimi sabote ederek iki hafta sonrası için ayrı bir grev çağrısı yaptı; bu grev ise bütçe yasasında mütevazı değişiklikler talep etmekle sınırlıydı. CGIL, savaşa ve soykırıma karşı direnişin Meloni hükümetin ve kapitalizme karşı birleşik bir siyasi harekete dönüşmemesini sağlamaya kararlıydı.
CGIL yönetimi geçmişte olduğu gibi yine sınıf mücadelesini kontrol altına almak için Demokratik Parti (PD) ve Beş Yıldız Hareketi (M5S) ile yakın işbirliği içinde çalışıyor ve bu partileri Meloni’ye alternatif olarak sunuyor. Ancak bu partiler iktidara geri dönerse, Meloni’nin NATO’ya destek, askeri takviye ve sosyal kesinti politikalarını sürdüreceklerdir. Bu durum, aynı sağcı çizgiyi izleyen Britanya İşçi Partisi, Alman Sosyal Demokrat Parti (SPD) veya İspanyol PSOE-Sumar koalisyonu gibi Avrupa’daki kardeş partilerinin siciliyle de doğrulanmaktadır.
Aynı durum, Sinistra Italiana (İtalyan Solu) ve Yeşiller gibi, ismen “radikal” sol partiler için de geçerlidir. Bu partiler, toplumsal adaletsizliklere öfkelerini dile getiriyor ancak farklı bir toplumsal düzen için mücadele etmeyi reddediyorlar ve Demokratik Parti’ye ve sendikalara siyasi bir kılıf sağlıyorlar. Bu “sahte sol” partiler, işçi sınıfının çıkarlarını değil, işçi sınıfının bağımsız hareketinin kendi ayrıcalıklarını tehdit ettiğini düşünen zengin orta sınıf üyelerinin ve sendika bürokratlarının çıkarlarını temsil ediyorlar.
Sahte solun iktidara gelmesinin sonuçları, Yunanistan’da Syriza, İspanya’da Podemos ve Almanya’nın çeşitli eyaletlerinde Die Linke (Sol Parti) tarafından gözler önüne serilmiştir: Bu partiler radikal söylemlerini bir kenara bırakarak, işçi sınıfına karşı IMF, Avrupa Birliği ve bankaların emirlerini uygulamaya koymuşlardır.
Taban isyanını derinleştirelim!
Meloni’yi yenmek için, işçilerin sendika bürokrasisinden ve parlamento partilerinden siyasi bağımsızlık mücadelesini, her işyerinde, limanda, okulda, lojistik merkezinde ve işçi mahallesinde taban komiteleri kurarak derinleştirmeliyiz.
Bu komiteler, mücadeleye kararlı tüm işçileri birleştirebilir. Komiteler demokratik olmalı ve yetkilerini işçilerin doğrudan katılımından almalıdır. Her şeyden önce, taban komiteleri, toplumun ve işçi sınıfının çıkarlarının şirketlerin kâr taleplerinden önce geldiği ve her işyerinin, her toplumsal kazanımın ve her demokratik hakkın savunulması gerektiği şeklindeki sosyalist ilkeye göre hareket etmelidir.
Sadece İtalya’da değil, uluslararası düzeyde de kemer sıkma politikalarına ve savaşa karşı böyle bir mücadeleye elverişli koşullar şimdiden ortaya çıkıyor.
Egemen sınıf kapitalizmin krizine yanıt veriyor ve emperyalist savaşa hazırlanıyor; Meloni hükümeti, Avrupa ve dünya genelindeki bu saldırının bir parçasıdır. Almanya, Fransa, Britanya, Amerika Birleşik Devletleri ve dünyanın dört bir yanındaki işçiler aynı saldırılarla karşı karşıyadır. İşçiler, Avrupa genelinde, Gazze soykırımına duydukları öfkeyi, Belçika, Yunanistan ve İspanya’daki genel grevler de dahil olmak üzere iş bırakma eylemlerine dönüştürdüler ve işçi sınıfının emperyalist savaş makinesini fiziksel olarak durdurma gücüne sahip olduğunu gösterdiler.
Gelişmekte olan kitle hareketinin temel görevlerinden biri, işçilerin işyeri, şirket, sektör ve ülke bazındaki bölünmesini aşmaktır; bu bölünme sendika bürokrasisi tarafından “rekabet gücü” –yani şirketlerin kârı– adına bilinçli olarak teşvik edilmektedir. İşçileri, ortak bir sosyalist program uğruna mücadelede, tüm bölünmelerin ötesinde birleştiren uluslararası bir karşı hücum geliştirilmelidir.
Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi (DEUK), bu amaçla, işçilerin dünya çapında mücadelelerini koordine etmeye başlayabilmeleri için Taban Komitelerinin Uluslararası İşçi İttifakı’nı (TK-Uİİ) kurdu.
DEUK, Lev Troçki tarafından, Stalinist bürokrasinin karşıdevrimci politikalarına ve tarihsel olarak işçi sınıfını kemer sıkma politikalarının, faşist gericiliğin, militarizmin ve savaşın kaynağı olan kapitalist kâr sistemine tabi kılmaya çalışan tüm akımlara karşı mücadele içinde kurulmuş, sosyalist devrimin dünya partisidir.
Tüm İtalyan işçilerini TK-Uİİ ile iletişime geçmeye, günlük olarak birçok dilde yayımlanan Dünya Sosyalist Web Sitesi’ni (wsws.org) okumaya ve İtalyan şubesinin inşasına yardımcı olmak için DEUK ile iletişime geçmeye davet ediyoruz.
