ABD’de tüketici fiyatları enflasyonu eylül ayında hız kazanarak yıllık bazda ağustostaki yüzde 3,4’ten yüzde 3,7’ye yükseldi. Reel ücretler tek bir ayda yüzde 0,5 düştü. Yıllık düşüş yüzde 0,7’ye ulaşarak 2022’den bu yana en sert gerilemeyi kaydetti.
Verileri çarşamba günü açıklayan Çalışma İstatistikleri Bürosu, benzin, motorin ve kalyak (kalorifer yakıtı, fuel oil) fiyatlarındaki fırlamaya dikkat çekti. Benzin yalnızca eylül ayında yüzde 9,1 arttı ve tüm tüketici fiyatlarındaki aylık artışın yarısından fazlasını tek başına oluşturdu. 12 aylık dönemde benzin yüzde 34,2, enerji ise bir bütün olarak yüzde 20,4 arttı. Kalyak bir ayda yüzde 15,3, bir yılda ise yüzde 74,2 fırladı. Bu, evlerini ısıtmak için kalyak kullanan Kuzeydoğu’daki milyonlarca aile için, hem de soğukların tam başladığı sırada, yıkıcı bir darbedir.
Bu artışlar, ABD’nin 28 Şubat’ta İran’a karşı başlattığı saldırı savaşının doğrudan ürünüdür. Bu savaş, dünyadaki petrol ve sıvılaştırılmış doğal gazın yaklaşık beşte birinin çıkış kapısı olan Hürmüz Boğazı’nı kapattı. Şok hâlâ ekonominin içinde yayılıyor: Kamyonla taşınan her şeyin fiyatına motorin üzerinden, gıda fiyatlarına ise gübre üzerinden yansıyor. Moody’s Analytics’in tahminine göre savaş, ortalama bir Amerikan hanesine şimdiden 2.000 dolara mal oldu: Bunun 1.100 doları yakıt ve mallardan, 540 doları yükselen faizlerden, 360 doları da askerî harcamalardan kaynaklanıyor. Şirketin baş ekonomisti, “Savaşın bu kadar sevilmemesine şaşmamak gerek,” dedi.
ABD Merkez Bankası (Federal Rezerv, Fed) 16 Eylül’de politika faizini yüzde 3,75–4 aralığına yükseltti. Çarşamba günkü raporun ardından piyasalar, seçimden bir hafta önce yapılacak 27–28 Ekim toplantısında yeni bir artış olasılığını yaklaşık yüzde 50 olarak görüyor. Yüksek faiz, her türlü hane borcunda daha yüksek ödeme demektir: 30 yıllık konut kredisi faizi bir yıl önceki yüzde 6,3’ten yüzde 7,4’e çıktı; kredi kartlarında borç bakiyesine uygulanan ortalama faiz yüzde 22; ortalama araç kredisi taksiti ayda 680 dolar, yani 2018’in yüzde 40 üzerinde.
Bu yüksek faizlerin yükü orantısız biçimde işçi sınıfının sırtına biniyor. Fed’in kendi hesaplarına göre nüfusun yoksul yarısı tüm tüketici kredilerinin yüzde 52’sini, ortadaki yüzde 40 ise konut kredilerinin neredeyse yarısını borçlu; en zengin yüzde 1’in tüketici kredilerindeki payı ise yalnızca yüzde 3. Hane borcu 18,8 trilyon dolar düzeyinde ve taşıt ve kredi kartı borçlarının ciddi temerrüde düşme oranı, Fed’in deyişiyle, “yüksek.” “Enflasyonla mücadele” adına eklenen her çeyrek puan, hiçbir yastık altı birikimi olmayan halkın yarısına getirilmiş bir vergidir.
Hesabın öbür tarafında federal borç duruyor. Hükümet, 30 Eylül’de sona eren mali yılda 1,14 trilyon dolar faiz ödedi —orduya ya da Medicare’e harcadığından fazla, tüm federal harcamaların yüzde 15’i— ve savaşı finanse eden borçlanma, savaşın yol açtığı faiz oranlarıyla bu tutarı her ay şişiriyor. Bu faiz, borcun sahiplerine ödeniyor. Amerikan haneleri arasında en zengin yüzde 1, devlet tahvillerinin yüzde 39’una, en zengin yüzde 10 ise neredeyse yüzde 80’ine sahip; yoksul yarının payı yüzde 1’in altında.
Böylece işçiler savaşın bedelini iki kez ödüyor: bir kez yakıt alırken ve kendi borçlarının faizinde, bir kez de tahvil sahiplerine ödenen trilyon dolarlık haracı finanse eden vergiler ve sosyal kesintiler yoluyla. Pentagon’un talep ettiği 200 milyar dolarlık ek savaş bütçesi bugünkü faiz oranlarıyla borçlanılarak karşılanacak ve faturaya eklenecek.
En doğrudan siyasi sonuç 3 Kasım’da sandıkta hissedilecek. Cumhuriyetçi Parti kritik yarışlara ilişkin anketlerin çoğunda geride. Bu tablo, Trump’a yönelik derin hoşnutsuzluğu, onun demokratik haklara saldırılarını, İran’daki savaşı ve işçi ailelerinin giderek kötüleşen durumunu yansıtıyor. Hem Temsilciler Meclisi’ndeki hem de Senato’daki dar farklar göz önüne alındığında, kurumsal medya artık Demokratların Kongre’nin denetimini ele geçirmesini neredeyse kaçınılmaz olarak sunuyor.
Demokrat Parti, “hayat pahalılığı” üzerine demagojik çağrılarla enflasyondan ve savaştan siyasi kazanç sağlamaya çalışıyor. Ancak Trump’la gerçek farklılıkları başka bir yerde yatıyor. Trump, seçim öncesinde fiyatlar konusundaki “kaygısını” göstermek için geçen hafta Putin’le Rus motorininin ithal edilmesi ve satışına uygulanan yaptırımların askıya alınması üzerine geçici bir anlaşma yaptığında, Demokrat Parti yönetimi bunu kınadı. Senatörler Shaheen, Schumer ve Warren anlaşmayı “Ukrayna’ya, Avrupalı müttefiklerimize ve Amerikan ulusal güvenliğine tam bir ihanet” olarak nitelendirdi ve “Putin yalnızca güçten anlar, bu da Rusya’ya karşı sert davranmak demektir,” dedi. Demokratlar, Rusya’ya karşı tırmandırmak istedikleri savaşla çelişen her adıma karşı çıkıyorlar. İran’daki savaşa itirazları, bunun “yanlış savaş” olmasıdır.
Demokratların zaferi, yaşam standartlarını yükseltmek, demokratik hakları savunmak ya da emperyalist savaş yönelimini durdurmak için hiçbir şey yapmayacaktır. Bu zafer, Kongre’nin denetimini mali aristokrasinin bir partisinden ötekine aktaracak; bankalar, şirket CEO’ları ve milyarderler ise gerçek efendiler olarak kalmaya devam edecektir.
Trump ise seçim yenilgisi tehdidine açıkça diktatörce önlemlerle yanıt veriyor: Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Teşkilatı (ICE) baskınlarında göçmenlerin sokaklarda vurulması; seçmen kütüklerini Trump’ın “Adalet” Bakanlığı’na teslim etmeyi reddeden eyaletlere karşı açılan davalar ve savrulan tehditler; 1.000 federal savcının seçim “gözlemcisi” olarak görevlendirilmesi; ICE’ın sandık başlarında yakalama emri tebliğ edebileceğine ilişkin politikanın teyit edilmesi ve seçime 22 gün kala Temsilci Ilhan Omar’ın Washington’daki evine yapılan baskın ile bu hafta akrabalarına gönderilen büyük jüri celpleri. Trump’ın kendisi de sonuçları ancak “seçimler dürüst olursa” kabul edeceğini, aksi hâlde “başka bir şeyin olması gerektiğini” söyledi.
Trump’ın ve oligarkların asıl kaygısı, Amerikan kapitalizmine sadakati sarsılmaz olan Demokrat Parti değil, seçimden sonraki aylarda işçi sınıfının ne yapacağıdır. Enflasyon verileri, on milyonlarca insanın beklenmedik tek bir fatura yüzünden felakete sürüklenme riski altında olduğu koşullarda, ABD’de sınıf mücadelesinin patlayıcı bir şekilde tırmanacağının habercisidir.
Rakamların ardında giderek derinleşen bir toplumsal çaresizlik yatıyor. 4 Temmuz 2025’te “Büyük Güzel Yasa”nın imzalanmasından bu yana 5 milyondan fazla kişi gıda kuponu programından çıkarıldı; 1 Ekim’de ise programın idari giderlerindeki federal pay yarıya indirildi. Demokratlar bu kesintilere göstermelik bir muhalefet sergilediler ve Medicare, Medicaid ve Sosyal Güvenlik’i hedef alan bir sonraki kesintilerde de iş birliği yapacaklar: Her iki parti de silah ve savaş için sınırsız bütçe tahsis ederken, sözde sosyal yardım programlarından kaynaklanan “bütçe krizi”ne ilişkin bir komisyon kurulmasını öngören iki parti destekli bir yasa tasarısı halihazırda Kongre’nin gündeminde yer alıyor.
Fiyatlardaki fırlama, dünya genelinde sınıf mücadelesinin büyümesini tetikleyen süreçleri hızlandırıyor. Burjuva demokrasisi, özellikle ABD’de çöküyor ve işçi sınıfının yaşam standartları, savaşın ve mali oligarşinin zenginleşmesinin bedelini ödemek için aşağı çekiliyor. Sınıf mücadelesi yoğunlaşıyor ve sendikaların denetiminden çıkıyor.
Dünya Sosyalist Web Sitesi ve Sosyalist Eşitlik Partileri, işte bu harekete, işçileri sınırların ötesinde birleştirmek ve mücadelelerini sosyalist bir programla donatmak için mücadele eden Taban Komitelerinin Uluslararası İşçi İttifakı (TK-Uİİ) aracılığıyla yöneliyor.
Savaşa ve savaşın bedeline karşı çıkmak; fiyatlarla birlikte artan ücretler, savaş borcunun reddi ve toplumun kaynaklarının tahvil sahiplerine ve Pentagon’a değil, sağlığa, barınmaya ve eğitime yönlendirilmesi anlamına gelir. Bunlar, ancak siyasi iktidarı mali aristokrasinin elinden alan bir işçi sınıfının kazanabileceği taleplerdir.
