ABD’nin Venezuela’ya saldırısı ve Türkiye

ABD’nin emperyalist bir haydutluk ile Venezuela’ya saldırarak Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yu kaçırması, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hükümetinin ve kapitalist siyaset ve medya kurumunun emperyalizm yanlısı karakterini bir kez daha gözler önüne serdi.

Ankara’nın ilk resmi tavrını gösteren Dışişleri Bakanlığı açıklamasında ABD’nin saldırısından ve Maduro’nun kaderinden söz edilmeden, “Türkiye, Venezuela’nın istikrarına ve Venezuela halkının huzur ve esenliğine önem atfetmektedir. Mevcut durumun bölgesel ve uluslararası güvenlik açısından olumsuz sonuçlar doğurmamasını teminen tüm tarafları itidalli davranmaya çağırıyoruz,” denildi.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 4 Aralık 2018 tarihinde Venezuela Devlet Başkanı Maduro'yu ziyaret ederken. [Photo: Recep Tayyip Erdoğan / X]

Neredeyse üç gün boyunca Venezuela’ya yönelik emperyalist saldırı konusunda sessiz kalan Erdoğan, nihayet pazartesi akşamı yaptığı açıklamada ABD Başkanı “dost”u Donald Trump’ın haydutluğunu kınamaktan ya da eski “dost”u Maduro’nun serbest bırakılmasını talep etmekten özenle kaçındı.

Erdoğan, “Dünyanın neresinde olursa olsun siyasi meşruiyeti ve uluslararası hukuku ihlal eden hiçbir eylemi tasvip etmeyiz,” dedi ve şunu ekledi: “Venezuela meselesinde de hem Türkiye için hem dost Venezuela halkı için en iyisi, en doğrusu neyse onu yapmanın gayreti içerisindeyiz.”

Bu tavır, 15 Temmuz 2016’da ABD-NATO destekli bir darbenin hedefi olan ve o dönem Maduro ile karşılıklı destek açıklamaları yapan Erdoğan’ın ve hükümetinin dış politikasına yön verenin gerçekte ne olduğunu ortaya koymaktadır: emperyalizme göbekten bağlı egemen sınıfın çıkarları.

Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin (DEUK) Türkiye şubesi olan Sosyalist Eşitlik Partisi’nin genel başkanı Ulaş Sevinç, Türk hükümetinin bu tavrını X’te kınayarak şunları ifade etti:

Bu, ABD emperyalizmine teslimiyetin ve desteğin açık bir beyanıdır. Troçki 120 yıl kadar önce Türkiye gibi geç kapitalistleşmiş ülkelerde burjuvazinin ve temsilcilerinin neden tutarlı bir şekilde anti-emperyalist veya demokrat olamayacaklarını açıklamıştı (Sürekli Devrim Teorisi).

Erdoğan hükümetinin tavrını çarpıcı kılan, diğer birçok hükümetin aksine kendisinin “anti-emperyalist”ve “anti-Siyonist” olduğunu iddia etmesi. Ama şimdi, bir zamanlar 15 Temmuz darbe girişiminin arkasında olmakla suçladıkları, Filistinlilere yönelik soykırımı mümkün kılan ABD hükumetinin aleni bir suçunu meşrulaştırmakta hiç vakit kaybetmiyorlar.

Loading Tweet ...
Tweet not loading? See it directly on Twitter

Sevinç, bizzat Erdoğan’ın 2018’de New York Times’ta yayımlanan makalesinin bugün Ankara’ya yönelik bir suçlama oluşturduğuna dikkat çekti. Erdoğan o zaman şöyle yazmıştı:

“Türk halkı, ABD’den bu saldırıyı kesin bir dille kınamasını ve Türkiye’nin seçilmiş hükümetiyle dayanışmasını dile getirmesini istedi. ABD bunu yapmadı. ABD’nin olaya tepkisi tatmin edicilikten uzaktı. ABD yetkilileri, Türk demokrasisinin yanında olmak yerine ihtiyatlı bir şekilde “Türkiye’de istikrar, barış ve devamlılık” çağrısında bulundu.

2016 yılındaki darbe girişiminden yalnızca üç ay sonra Maduro, İstanbul’a gelerek, Türkiye’yi ziyaret eden ilk Venezuela devlet başkanı olmuştu. Erdoğan, 2022’de Maduro ile Ankara’da yaptığı ortak basın toplantısında, “Değerli dostumun şahsında Venezuela halkının 15 Temmuz’da milletimizle sergilediği güçlü dayanışmayı asla unutamayız. Venezuela, 15 Temmuz hain darbe girişiminin ardından hükümetimize ilk destek veren ülkelerden biriydi,” demişti.

2019’da Venezuela’da yapılan seçimleri Maduro kazanırken Ulusal Meclis Başkanı Juan Guaido, kendisini geçici devlet başkanı ilan etmişti. Başta ABD olmak üzere emperyalist devletler ülkeler Guaido’yu tanırken, Erdoğan Maduro’ya destek vermişti. Erdoğan’ın Maduro’ya “kardeşim! Dik dur, yanındayız” dediği belirtiliyordu. Erdoğan tartışmalı 2024 devlet başkanlığı seçimlerinden sonra da Maduro’yu arayarak tebrik eden sayılı lider arasındaydı.

Bu dostane ilişki, operasyon öncesi Maduro’nun Türkiye’ye sürgüne gönderileceği tartışmalarının da temelini oluşturuyordu. New York Times’ın bir haberine göre, Washington’daki Mafya yönetimi, Maduro’ya, operasyon öncesinde Türkiye’ye sürgün edilmeyi içeren bir “teklif” yapmış ve Maduro ise eli kulağındaki saldırıyı önlemek için ABD’ye Venezuela petrolüne erişim hakkı teklif etmişti. Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham, “Maduro bugün Türkiye’de olabilirdi ama New York’ta. Kendisinden başka kimseyi suçlamasın. Trump ona bir çıkış sunmuştu. O Trump’a meydan okumayı tercih etti. Şimdi hapiste,” diyerek bu pazarlığı doğruladı.

Avrupa Birliği ve NATO yanlısı Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), “Trump’ın darbesi”ne sözlü tepki göstermekle birlikte, AB’deki müttefiklerinin Maduro’nun “gayrimeşru” olduğu iddialarını yineleyerek emperyalizme karşı tutarlı bir tavır alamayacağını ortaya koydu.

CHP lideri Özgür Özel, Erdoğan’ın sessizliğini eleştirerek şunları belirtti: “Maduro, adil olmayan seçimler yaptığında, kendi halkına adaletsiz davrandığında ‘kardeşim’ diyerek arkasında duruyordun. O zaman da yanlış yapıyordun. Ama dostun Trump geldi, uluslararası hukuku çiğneyip kardeşin Maduro’yu yatak odasında eşiyle birlikte aldı, elini gözünü bağlayıp götürüyor. Şimdi ne hazindir ki; bu fotoğraf karşısında susuyorsun. Demokrasiyi savunman gerektiği zaman Maduro’yu savunuyordun, şimdi dünya düzenini savunman gerektiğinde, suskunluğunla, Trump’ın başka bir ülkeye darbesini savunuyorsun.”

CHP’nin hapisteki İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı ve cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu da X hesabından yaptığı açıklamada önce “Nicolás Maduro, seçimlerde halkının iradesine saygı göstermeyen, demokratik değerleri sistematik biçimde ihlal eden otoriter bir lider” deyip ancak ondan sonra “Ancak bir yönetimin otoriter olması, başka bir devletin askerî müdahalesini haklı çıkarmaz,” diye yazdı ve “taraf olmama” çağrısı yaptı: “Türkiye, taraf tutan değil ilke savunan; sessiz kalan değil yol gösteren bir ülke olmalıdır.”

Hükümet yanlısı basın, Erdoğan hükümetinin Trump’ın Gazze’deki yeni sömürgecilik planına verdiği desteğin ardından şimdi de Venezuela’da gizlenemez biçimde açığa çıkan emperyalizm yanlısı karakterine bahane bulmak için yarıştı.

Hürriyet yazarı Abdulkadir Selvi, Ankara’nın tavrına, “Türkiye” dediği gerçekte ise Türk burjuvazisinin çıkarlarını koruma yöneliminin yol gösterdiğini şöyle ifade etti: “Erdoğan ne zaman, nerede, nasıl tepki vereceğini bilen bir lider… Erdoğan, bir aksilik olmazsa bugün [5 Ocak] Trump’la görüşecek. Türkiye ile ABD arasında çok hayati konular var. CAATSA yaptırımlarının kaldırılması, Türk Silahlı Kuvvetleri için gerekli olan F-16 ve F-35 uçaklarının alımı, Halkbank davası, SDG’nin Suriye ordusuna entegrasyonu gibi… Türkiye için hayati konuları ele alacağı bir görüşme öncesinde bunu yapmasının Türkiye’ye bir faydası yok.”

Doğrusu, NATO’nun ikinci büyük ordusuna liderlik eden Erdoğan, hiçbir zaman emperyalizme karşı ilkeli bir tavır almadı, savunduğu sınıf çıkarları gereği alamazdı da. Erdoğan’ın emperyalizm karşıtı retoriğe başvurması, halk içindeki anti-emperyalist duyarlılığı istismar etme çabasının yanı sıra, Suriye’deki rejim değişikliği savaşında ABD-NATO’nun Kürt milliyetçisi güçleri başlıca vekil gücü haline getirmesinin tetiklediği bir dizi gelişmeyle ilişkiliydi. Türkiye’nin ABD-NATO emperyalizmi ile Rusya ve Çin arasında manevra girişimleri, 15 Temmuz 2016’daki darbenin zeminini oluşturmuştu.

Erdoğan’ın, Trump’ın göreve gelmesiyle birlikte, Trump’la daha yakın bir işbirliği geliştirebileceği inancıyla daha açıktan ABD yanlısı bir tavır aldığı doğrudur. Ancak Erdoğan Venezuela’ya yönelik saldırıyı taktiksel olarak kınasaydı bile bu onun ve hükümetinin özünde emperyalizm yanlısı karakterini değiştirmezdi.

Lev Troçki’nin Sürekli Devrim Teorisi’nde açıkladığı ve tüm yirminci ve yirmi birinci yüzyıl tarihinin kanıtladığı gibi emperyalizm çağında, ulusal burjuvazinin işçi sınıfından duyduğu korku onu dünyayı aralarında paylaşmış olan emperyalist güçlerin kollarına itmektedir.

ABD’nin Venezuela’ya saldırısına karşı Türkiye’de hafta sonu çeşitli protestolar düzenlendi. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) ve Türk Tabipler Birliği (TTB) yaptıkları ortak açıklamada ABD’nin Venezuela’ya yönelik saldırılarını kınadı ve “emperyalist müdahalelere karşı sessiz kalmaması, açık ve kararlı bir tutum alması” için Birleşmiş Milletler’e ve uluslararası kurumlara çağrı yaptı.

Emekçi Hareket Partisi (EHP), Emek Partisi (EMEP), Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF), Türkiye İşçi Partisi (TİP) ve Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) de “ABD Venezuela’dan Elini Çek!” başlıklı ortak açıklamayla aynı iflas etmiş “basınç yapma” siyasetini öne sürdü.

Açıklamada “ABD’nin ve NATO’nun ülkedeki [Türkiye’deki] askeri üsleri ve varlığına son vermelidir. NATO’dan çıkılmalıdır,” denirken aynı anda “uluslararası toplum”a ve Birleşmiş Milletler’e “derhal ABD’ye müdahale etmesi”; Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ise “pazartesi günkü Trump görüşmesini iptal etme ve ABD’yi kınama” çağrısı yapıldı.

İsrail’in ABD-NATO destekli Gazze soykırımı, BM’ye, uluslararası kurumlara ve kapitalist hükümetlere yapılan bu tür çağrıların ve protesto siyasetinin kitleleri siyasi olarak silahsızlandırdığını ve bir çıkmaza götürdüğünü bir kez daha ortaya koymuştur. İleriye giden yol, emperyalist ve kapitalist hükümetlere politikalarını değiştirme çağrısı yapmaktan değil, iktidarın işçi sınıfına aktarılması için uluslararası bir devrimci hareket inşa etmekten geçmektedir.

Loading