Batı Afrika’dan Kanarya Adaları’na ulaşmaya çalışırken denizde bir felaketle karşı karşıya kalan toplam 180 sığınmacıdan en az 143’ü hayatını kaybetti veya hâlâ kayıp. Tekneleri 18 Temmuz’da Moritanya açıklarında kurtarıldı. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne (UNHCR) göre, İspanya’ya giden rota “dünyanın en ölümcül rotalarından biri” olarak kabul ediliyor; zira genellikle aşırı derecede dolu ve denize elverişsiz olan tekneler, çok uzun mesafeleri kat etmek zorunda kalıyor ve zamanında kurtarılma şansları çok az. Batı Afrika’dan Kanarya Adaları’na yapılan yolculuk, kalkış noktasına bağlı olarak 800 kilometre (Moritanya) ile 2.400 kilometre (Gine) arasında değişebiliyor.
Aşırı kalabalık sığınmacı teknesindeki insanlar cehennem gibi bir yolculuğa katlandılar. Gambiya’nın Bafuloto kasabasından denize açıldıktan yalnızca 10 gün sonra yiyecek ve suları tükendi ve deniz suyu içmek zorunda kaldılar. Yol boyunca birçok kadın, erkek ve çocuğun açlıktan ya da susuzluktan öldüğü sanılıyor. Yaklaşık üç hafta sonra teknenin yakıtı da bitti ve tekne açık denizde sürüklenmeye başladı.
Tekne ancak 25 gün sonra Moritanya’nın liman kenti Nouadhibou açıklarında bulundu ve bölge sahil güvenlik ekipleri ile balıkçılar tarafından karaya çıkarıldı; teknede çok sayıda ceset bulunurken ve 38 kişi kurtarıldı. Kurtarılan az sayıdaki kişiden ikisi, yolculuk sırasında tüm ailelerini kaybetmiş olan ve şu anda hastanede tedavi gören iki çocuktu.
Moritanya’da 14-18 Temmuz tarihleri arasında yapılan üç kurtarma operasyonu sırasında, tehlikedeki teknelerden toplamda 387 kişi kurtarıldı; bir kişi ise hayatını kaybetti. İspanyol sivil toplum kuruluşu (STK) Caminando Fronteras verilerine göre, yalnızca 2026 yılının ilk beş ayında, İspanya kıyılarına ulaşmaya çalışırken 1.317 kişi hayatını kaybetti veya kayboldu; aralarında 129 çocuk da bulunuyor. Resmi makamlar veya BM kurumlarından farklı olarak, Caminando Fronteras, rakamlarına akrabaların bildirimlerini ve hiçbir varış noktasına ulaşamayan teknelerden gelen imdat çağrılarını da dahil ediyor. Söz konusu dönemde, 27 tekne, içindeki tüm yolcularıyla birlikte Atlantik’te iz bırakmadan kayboldu.
Avrupa Birliği’nin (AB) Yunanistan ve İtalya’ya giden Akdeniz rotalarını sistematik olarak kapatması nedeniyle birçok sığınmacı Atlantik rotasına yöneliyor. AB’nin Kuzey ve Batı Afrika’daki yönetimlerle işbirliği içinde, sınırlarını kapatmaya yönelik suç niteliğindeki politikası, kendi ülkelerindeki yoksulluk, savaş ve çevresel yıkımdan kaçan insanları giderek daha tehlikeli rotaları kullanmaya zorluyor ve bu süreçte hayatlarını tehlikeye atıyorlar.
Akdeniz’de can kaybı sayıları çarpıcı biçimde artıyor: Uluslararası Göç Örgütü (IOM), nisan ayı başında yaptığı açıklamada, yalnızca bu yıl içinde Kuzey Afrika’dan İtalya’ya uzanan merkezi güzergâhta yaklaşık 765 kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi; bu rakam, 2025 yılının aynı dönemine kıyasla 460 kişi daha fazla. IOM’a göre, “Bu, yüzde 150’nin üzerinde bir artışa tekabül ediyor. 2026 yılında Akdeniz bölgesinde toplam en az 990 ölüm kaydedildi. Bu da bu yılın, 2014’ten bu yana en ölümcül başlayan yıllardan biri olmasına neden oluyor.” Raporlanmayan rakamların ise muhtemelen çok daha yüksek olduğu tahmin ediliyor.
İnsan hakları örgütleri, caydırıcı politikaların insanların göç etmesini engellemediğini defalarca vurguluyor. İnsanlar, kendi ülkelerinde zulüm gördükleri ya da orada hiçbir gelecek umudu kalmadığı için yine de bu yolculuğa çıkıyorlar.
Tekneden sağ kurtarılan 38 kişi, Gambiya, Senegal, Fildişi Sahili, Gine ve Mali gibi ülkelerden gelmektedir. Bu ülkelerin tümü aşırı yoksulluk, işsizlik ve baskı altında ezilmektedir. On yıllardır süren sömürge yönetiminin ve günümüzün yeni sömürgeci yağmacılığının sonuçları yıkıcıdır. Bu ülkelerin altın, boksit, kakao ve giderek artan oranda petrol ve doğal gaz gibi doğal kaynakları, Kuzey Amerika ve Avrupa’daki uluslararası şirketler tarafından talan ediliyor; Çin de bu ülkelerde nüfuzunu artırıyor.
Kuraklıklar ve iklim değişikliğinin diğer etkileri, insanların geçim kaynaklarını ellerinden alıyor. 2011 yılında NATO’nun Libya’ya karşı savaşı, tüm Sahel bölgesini istikrarsızlaştırdı. BM’nin en son verilerine göre, Batı Afrika ve Sahel bölgesinde ülke içinde yerinden edilmiş kişi sayısı yaklaşık 6,8 milyon iken 1,3 milyon da sığınmacı ve sığınma başvurusu yapan kişi var.
Mali, yıllardır süren silahlı çatışmalar ve ülkedeki eski sömürgeci güç Fransa’nın askeri müdahaleleriyle harap bir durumda. Nisan ayından bu yana Paris, Bamako’daki askeri rejimi devirmeyi amaçlayan milliyetçi ve İslamcı milislerin düzenlediği saldırıyı dolaylı olarak destekliyor. Afrika Stratejik Araştırmalar Merkezi’ne göre, 2024 yılında Avrupa’ya gelen sığınmacıların çoğu Mali’den geliyordu. Birçoğu, kendi ülkelerinde cinayet, işkence ve cinsel şiddete maruz kaldıklarını belirtiyor.
Gambiya, yüksek işsizlik ve yetersiz istihdam oranlarıyla dünyanın en yoksul ülkelerinden biridir. Senegal’de ise yaş ortalaması yalnızca 18 olan gençler arasında yüksek işsizlik oranı, birçok gencin ülkeyi terk etmesine neden oluyor. Gine’de ise 2021’deki askeri darbeyle birlikte protestolar şiddetle bastırılıyor. Yalnızca 2023 yılında yaklaşık 21.700 kişi Gine’den Avrupa’ya kaçtı.
Avrupa Kalesi’nin kapılarında kitlesel katliamın sıradanlaşması
Atlantik’te yaşanan son felaket, Avrupa’daki burjuva medyasında ve siyasi çevrelerde, bırakın bir tepkiyi, neredeyse hiç ilgi görmedi. Manşetlerde yer almadı; yaygın bir tartışma yoktu; anma yoktu; hatta eskiden alışılageldiği gibi timsah gözyaşları ve ikiyüzlü yas gösterileri bile olmadı.
140’tan fazla kişinin ölümünün sadece bir dipnot olarak ele alınması bir tesadüf değil, kasıtlı bir tercihtir. Medyada “trajedi” olarak sunulan şey, gerçekte AB sınırlarında uygulanan kasıtlı ve sistematik bir cinayet politikasıdır. Atlantik ve Akdeniz’de sığınmacıların kitlesel ölümleri, AB içindeki göçmenlere yönelik karalama kampanyası kadar normalleştirilmektedir.
Sığınmacılara yönelik zulüm ve şeytanlaştırma, toplumsal eşitsizlik ve kitlesel işten çıkarmalardan kaynaklanan öfkeyi bir günah keçisine yöneltmeye hizmet ediyor; böylece dikkatler bu toplumsal krizin asıl nedeni olan egemen sınıf ve onun kapitalist kâr çıkarlarından başka yöne çekiliyor. İster muhafazakâr ister sosyal demokrat olsun, her türden burjuva partisi, Meloni, Le Pen, Farage veya Höcke’nin aşırı sağcı görüşlerini benimsiyor ve bunları toplumsal olarak kabul edilebilir hale getiriyor. Ölen sığınmacı çocukların sayısının bir fazla ya da bir az olması onlar için hiçbir fark yaratmıyor; asıl önemli olan, AB’ye gelenlerin sayısının azalmasıdır.
Ölümü caydırıcı bir unsur olarak kullanmak bu stratejinin bir parçasıdır. AB, deniz kurtarma operasyonlarını fiilen durdurmuş durumda; STK’lerin kurtarma görevlerini engelliyor ve “sınır güvenliği” görevini, sığınmacıları kamplara hapseden, işkence eden ve köleleştiren hükümetlere ve milislere devrediyor.
Bu durum, Atlantik rotasının önemli bir kalkış noktası olan Moritanya örneğiyle de ortaya konuyor. Toplam nüfusu yaklaşık 5,5 milyon olan bu ülkede, şu anda çoğu Mali kökenli olan 300 binden fazla sığınmacı yaşıyor.
2024 yılında, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Moritanya Devlet Başkanı Muhammed Veled Gazvani ile bir göç anlaşması imzaladı. Moritanya, 210 milyon avro aldı; bu tutarın yaklaşık 60 milyon avrosu, AB sınır ajansı Frontex ile işbirliği içinde Avrupa’ya yönelik “yasa dışı göç” ile mücadeleye ayrıldı. Bu anlaşmanın arkasındaki itici güç, Pedro Sánchez’in sosyal demokrat hükümeti tarafından yönetilen İspanya’ydı.
Geçen kasım ayından bu yana Frontex, Cape Verde’den (Yeşil Burun Adaları) hareketle Batı Afrika kıyıları açıklarında gözetleme görevleri yürütüyor. Netzpolitik’in bildirdiği üzere, bu görevlerin amacı sığınmacı teknelerinin yerini tespit etmek ve Batı Afrika yetkilileriyle iş birliği içinde bu tekneleri durdurup geri göndermektir; bu, Frontex’in halihazırda Libya sahil güvenliği ile uyguladığı bir “geri çekme sistemi”dir.
AB, “Avrupa Kalesi”nin sınırlarında devasa bir baskı ve ölüm mekanizmasını finanse ediyor. Daha önce de Tunus, Fas ve Mısır ile göçmenleri caydırmak amacıyla benzer anlaşmalar imzalamıştı. Sığınmacılar, AB adına çölde terk ediliyor ya da denizde kaderleriyle baş başa bırakılıyor. Karaya ulaşmayı başarsalar bile haklarından mahrum kılınıyor, gözaltına alınıyor, işkence görüyor ve sınır dışı ediliyorlar.
Anlaşmanın imzalanmasından bu yana, Avrupa yayıncısı Arte’nin bir video haberinde aktardığı üzere, Moritanya polisi göçmenleri yakalamak için operasyonlar düzenliyor. Binlerce sığınmacı, baskınlarda toplu halde yakalanıyor ve adil yargılama süreci olmaksızın topluca sınır dışı ediliyor.
BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne göre, anlaşmanın imzalanmasından bu yana Kanarya Adaları’na gelenlerin sayısı da keskin bir düşüş gösterdi. 2024 yılında yaklaşık 47 bin sığınmacı adalara ulaşmıştı; bir yıl sonra bu rakam sadece 18 bin civarındaydı. 2026 yılının ilk yarısında ise adaya ulaşabilenlerin sayısı, bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 61 daha düşüktü.
Moritanya’daki alışageldik kalkış noktaları daha sıkı kontrollere tabi tutulduğu için, geçişler örneğin şimdi bir felakete maruz kalan teknenin de geldiği Gambiya gibi daha güneye doğru kayıyor. Güzergâhlar giderek daha uzun ve daha tehlikeli hale geliyor.
Avrupa işçi sınıfı, Afrika ve diğer bölgelerden gelen insanları savunmak ve korumak için harekete geçmedikçe, bu sürekli kötüye gidiş devam edecektir. STK’ler ve BM kuruluşları tarafından Avrupa hükümetlerine yöneltilen insani yardım çağrıları ve talepler, yıllardır kulak ardı ediliyor.
Atlantik ve Akdeniz’de yaşanan kitlesel ölümler, ancak AB ve üye hükümetleri devrilip, işledikleri suçlar ve binlerce sığınmacının katledilmesi nedeniyle yargılandıklarında sona erecektir. Bunu başarmak için, kapitalist sistemi ortadan kaldırıp Avrupa Birleşik Sosyalist Devletleri’nin kurulması için mücadele edecek devrimci bir işçi sınıfı hareketi inşa etmek gerekiyor.
31 Temmuz 2026
Daha fazlasını okuyun
- İtalya açıklarında aralarında yeni doğmuş bebek ve 19 çocuğun da bulunduğu en az 59 sığınmacı boğuldu
- Yunanistan yakınlarında 500’den fazla göçmen boğuldu: Avrupa Kalesi ve sığınmacı krizi
- AB aşırı sağın sığınmacı politikasını benimsedi
- Almanya’daki sığınmacı karşıtı aşırı sağcı kampanyaya karşı çıkın! Sığınmacıları ve demokratik hakları savunun!
